Salı, Haziran 2
Çarşamba, Mayıs 27
Futbolun krizi aka. krizin futbolu
Geçtiğimiz Cuma günü TOBB önderliğinde bir kampanya başlatıldı bu topraklarda. Toplamda 9 sivil toplum platformu da kampanyaya destek verdiler. Krizin etkilerini minimize etmek için yapılması gerekenleri anlatan ve ekonominin hareketten beslenen dinamik bir yapı olduğunun altını çizerek toplumsal bilinçle krizi aşmanın mümkün olabileceği mesajını veren bir manifesto eşliğinde lanse edildi yapılan çalışmalar. Buraya kadar her şey ekonomi sayfalarını ilgilendiriyor haklısınız ancak konu buradan sonra futbolu da içine çekiyor; Turkcell Süper Lig’in 33. haftasında oynanan 9 maçın tamamında bu bahsini ettiğimiz kampanyanın “Kriz varsa çare de var” logolu pankartları ile çıktı sahaya ev sahibi takımlar.
Sosyal hayatın birebir yansıması oldukları söylenen futbol sahaları da Türkiye’de ilk kez gerçek manada sosyal hayata dokunmuş oldu böylece. İronik oldu belki ama olsun, sahanın iç kısmı ilk kez bu kadar yakından dokundu sahanın kenarındakilere.
Şu ana kadar kulüplerin -bir şeylerin ters gittiğini ilk bakışta anlayabileceğimiz kulüpler dahil- krize karşı bir şeyler yapmak, krizin etkisini en çabuk hisseden vatandaşa -futbolda bu vatandaşın adı taraftar olarak değişiyor- yönelik faaliyetlerde bulunmak gibi bir düşünceleri olmadı malumunuz, hani kale arkası biletinde indirime gidelim, seneye kombine almak isteyenlere şöyle bir kolaylık sağlayalım ya da ne bileyim, bilet alana atkısını biz hediye edelim, atkı alana bilette biraz indirim yapalım gibisinden bir şeyler kastını ettiğim. Sosyoekonomik duruma paralel pazarlama kampanyaları yani, taraftarın yanında yer aldığını hissettiren kulüp imajı. Yok maalesef, göremedik. Hatta bu olumlu yaklaşımların yokluğunu bırakın, biz ligin 33. haftasında 90 TL’ye satılan kale arkası biletini gördük, evet evet çıplak gözle.
Konuyu biraz daha kulüpler tarafına çekelim burada müsaadenizle. Ekonomik olarak ciddi bir darboğazdan geçen Galatasaray’ı örnek olay olarak incelemekte fayda var. Sezon başında ciddi transfer atılımı gerçekleştiren, yarınlara umutla bakacak saha içi ve saha dışı faaliyetlerde bulunan son şampiyon Galatasaray. Kewell, Baros, Meira, De Sanctis transferleri, Euro 2008’de yıldızlaşan genç oyuncular, ütopyayı gerçeğe dönüştüren Aslantepe hareketi, yeni sponsorlar, yeni projeler, yeni departmanlar, merchandising, iletişim ve pazarlama adına yepyeni oluşumlar. Hepsi çok güzel, hepsi kalıcı başarı için temel niteliğinde. Ancak atlanan bir şey var ki, Galatasaray’ın gelir modelinin işleyebilmesi için öncesinde sıcak paranın bulunması gerekiyor. Sezon başında yapılan planlar Şampiyonlar Ligi’nden gelmesi muhtemel para üzerine oynanan kumara endeksliydi, tutmadı.
Galatasaray ayarındaki -global rakiplerine oranla limitli ve üst düzey liglerde yer almayan- bir futbol takımı için geriye tek bir ciddi gelir getirecek kalem kalıyor, o da futbolcuları satmak. Mehmet Topal ve Arda için teklif edilen totalde 30 milyonun üzerine çıkan miktarı bir şekilde kabul etmek. Bunu yapmadılar, yerine bir şey de koymadılar, hal böyle olunca Galatasaray için çöküş aslında o dönemde başladı. Sonrası malum, can havliyle satılan Meira -arkasında her ne kadar başka işler olsa da- krizin dışa vurmuş haliydi. Ligin bitimine 1 hafta var ve Galatasaray Avrupa’da yer alabilmek için ligin ikincisini kendi sahasında yenmek zorunda ve daha vahimi kimse tarafından favori gösterilmiyor!
Şimdi biraz toparlayalım, olayı makro düzleme taşıyalım ve Türk kulüplerinin endüstriyelleşen dünyada rekabet edebilmeleri, mevcut krizi ve muhtemel krizleri aşmaları için neler yapmaları gerekir, kabaca buna bakalım. Ülkenin maddi olarak “güçlü” takımı hangisi diye sorulacak soruya verilecek tek cevap hala Fenerbahçe. Nedenlerini iyi analiz etmek gerekiyor, bu takımın Deloitte Money League’de ilk 20’ye giren ilk ve tek Türk takımı olmasının başlangıç dönemi çok basit doneler üzerine kurulmuş; yıldızlarını sat, sıcak parayı bul, tesis yap, sürekliliğini koru. Evet, bu kadar. Okocha ve Baliç’in gidişleri bir anlamda milattır Fenerbahçe için, Aziz Yıldırım’ı en çok rahatlatan transferlerdir. Buralardan gelen paralarla tesisleşmenin temelleri atılmış ve pazarlama faaliyetlerine start verilmiştir. Sonrasında zaten değirmen kendini döndürmeye başladığı için yapılan büyük hatalar bile kolaylıkla geri planda kalabilmişlerdir.
Şimdi Galatasaray’ın Arda ve Topal’ı sattığını düşünelim, tribün tepkisi gelecek vs. vs. gibi detayları arkada bırakalım lütfen. Topal’a 1 milyon dolar vermeyi göze alan yapının aynı şekilde onu 10 milyonun üzerinde satabilmeyi de göze alması gerekiyor. Sonrasında yapılacak 3-4 karavana transfer için de kaynak oluşmuş oluyor işte, 5. Oyuncunun doğru çıkması da kulübü yine bir adım öteye taşıyacaktır. Bakınız sadece transfer mantalitesinin katma değerinden bahsediyorum. Bunun sonraki aşamaları için çok çeşitli pazarlama atraksiyonlarını gerçekleştirmek mümkün, onları başka bir yazıda inceleyebiliriz pekala ancak tekrar şunu söylemeliyim ki; o çok gerekli sıcak parayı bulabilmek için bir şeyler yapmalı değil mi?
Son olarak konuyu tekrar TOBB kampanyasına bağlarsak; Ekonomik problemlerin aşılabilmesi için aksiyon gereklidir, kenara koyarak değil, eldekini harekete geçirip onu ekonomik değer kazandırarak krizler aşılır. Bir futbol takımının en büyük sermayesi de futbolculardır, bırakınız oyuncular gitsin, evde kalan her yıldız sönmeye bir adım daha yaklaşıyor. Siz de yeni yıldızlar yetiştirebilmek ve onlar için cazibe merkezi haline gelebilmek için gerekli olan maddi güce sahip olun.
Sosyal hayatın birebir yansıması oldukları söylenen futbol sahaları da Türkiye’de ilk kez gerçek manada sosyal hayata dokunmuş oldu böylece. İronik oldu belki ama olsun, sahanın iç kısmı ilk kez bu kadar yakından dokundu sahanın kenarındakilere.Şu ana kadar kulüplerin -bir şeylerin ters gittiğini ilk bakışta anlayabileceğimiz kulüpler dahil- krize karşı bir şeyler yapmak, krizin etkisini en çabuk hisseden vatandaşa -futbolda bu vatandaşın adı taraftar olarak değişiyor- yönelik faaliyetlerde bulunmak gibi bir düşünceleri olmadı malumunuz, hani kale arkası biletinde indirime gidelim, seneye kombine almak isteyenlere şöyle bir kolaylık sağlayalım ya da ne bileyim, bilet alana atkısını biz hediye edelim, atkı alana bilette biraz indirim yapalım gibisinden bir şeyler kastını ettiğim. Sosyoekonomik duruma paralel pazarlama kampanyaları yani, taraftarın yanında yer aldığını hissettiren kulüp imajı. Yok maalesef, göremedik. Hatta bu olumlu yaklaşımların yokluğunu bırakın, biz ligin 33. haftasında 90 TL’ye satılan kale arkası biletini gördük, evet evet çıplak gözle.
Konuyu biraz daha kulüpler tarafına çekelim burada müsaadenizle. Ekonomik olarak ciddi bir darboğazdan geçen Galatasaray’ı örnek olay olarak incelemekte fayda var. Sezon başında ciddi transfer atılımı gerçekleştiren, yarınlara umutla bakacak saha içi ve saha dışı faaliyetlerde bulunan son şampiyon Galatasaray. Kewell, Baros, Meira, De Sanctis transferleri, Euro 2008’de yıldızlaşan genç oyuncular, ütopyayı gerçeğe dönüştüren Aslantepe hareketi, yeni sponsorlar, yeni projeler, yeni departmanlar, merchandising, iletişim ve pazarlama adına yepyeni oluşumlar. Hepsi çok güzel, hepsi kalıcı başarı için temel niteliğinde. Ancak atlanan bir şey var ki, Galatasaray’ın gelir modelinin işleyebilmesi için öncesinde sıcak paranın bulunması gerekiyor. Sezon başında yapılan planlar Şampiyonlar Ligi’nden gelmesi muhtemel para üzerine oynanan kumara endeksliydi, tutmadı.
Galatasaray ayarındaki -global rakiplerine oranla limitli ve üst düzey liglerde yer almayan- bir futbol takımı için geriye tek bir ciddi gelir getirecek kalem kalıyor, o da futbolcuları satmak. Mehmet Topal ve Arda için teklif edilen totalde 30 milyonun üzerine çıkan miktarı bir şekilde kabul etmek. Bunu yapmadılar, yerine bir şey de koymadılar, hal böyle olunca Galatasaray için çöküş aslında o dönemde başladı. Sonrası malum, can havliyle satılan Meira -arkasında her ne kadar başka işler olsa da- krizin dışa vurmuş haliydi. Ligin bitimine 1 hafta var ve Galatasaray Avrupa’da yer alabilmek için ligin ikincisini kendi sahasında yenmek zorunda ve daha vahimi kimse tarafından favori gösterilmiyor!Şimdi biraz toparlayalım, olayı makro düzleme taşıyalım ve Türk kulüplerinin endüstriyelleşen dünyada rekabet edebilmeleri, mevcut krizi ve muhtemel krizleri aşmaları için neler yapmaları gerekir, kabaca buna bakalım. Ülkenin maddi olarak “güçlü” takımı hangisi diye sorulacak soruya verilecek tek cevap hala Fenerbahçe. Nedenlerini iyi analiz etmek gerekiyor, bu takımın Deloitte Money League’de ilk 20’ye giren ilk ve tek Türk takımı olmasının başlangıç dönemi çok basit doneler üzerine kurulmuş; yıldızlarını sat, sıcak parayı bul, tesis yap, sürekliliğini koru. Evet, bu kadar. Okocha ve Baliç’in gidişleri bir anlamda milattır Fenerbahçe için, Aziz Yıldırım’ı en çok rahatlatan transferlerdir. Buralardan gelen paralarla tesisleşmenin temelleri atılmış ve pazarlama faaliyetlerine start verilmiştir. Sonrasında zaten değirmen kendini döndürmeye başladığı için yapılan büyük hatalar bile kolaylıkla geri planda kalabilmişlerdir.
Şimdi Galatasaray’ın Arda ve Topal’ı sattığını düşünelim, tribün tepkisi gelecek vs. vs. gibi detayları arkada bırakalım lütfen. Topal’a 1 milyon dolar vermeyi göze alan yapının aynı şekilde onu 10 milyonun üzerinde satabilmeyi de göze alması gerekiyor. Sonrasında yapılacak 3-4 karavana transfer için de kaynak oluşmuş oluyor işte, 5. Oyuncunun doğru çıkması da kulübü yine bir adım öteye taşıyacaktır. Bakınız sadece transfer mantalitesinin katma değerinden bahsediyorum. Bunun sonraki aşamaları için çok çeşitli pazarlama atraksiyonlarını gerçekleştirmek mümkün, onları başka bir yazıda inceleyebiliriz pekala ancak tekrar şunu söylemeliyim ki; o çok gerekli sıcak parayı bulabilmek için bir şeyler yapmalı değil mi?
Son olarak konuyu tekrar TOBB kampanyasına bağlarsak; Ekonomik problemlerin aşılabilmesi için aksiyon gereklidir, kenara koyarak değil, eldekini harekete geçirip onu ekonomik değer kazandırarak krizler aşılır. Bir futbol takımının en büyük sermayesi de futbolculardır, bırakınız oyuncular gitsin, evde kalan her yıldız sönmeye bir adım daha yaklaşıyor. Siz de yeni yıldızlar yetiştirebilmek ve onlar için cazibe merkezi haline gelebilmek için gerekli olan maddi güce sahip olun.
labels:
sports marketing,
écriture
Cumartesi, Mayıs 23
Avrupa'ya gider iken..
Artik Inter-toto Kupası yok, UEFA Kupası da şekil değiştirmiş, upgrade olmuş haliyle karşımızda olacak önümüzdeki sezondan itibaren. Sadece Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi adlarıyla iki organizasyon olacak yani. Kupa Galipleri, Inter-toto'nun da bulunduğu 4 kupadan 2'ye indik, asıl sebep de malum, algılarda Avrupa Kupası sayının aslında 1 (Şampiyonlar Ligi-CL) olması.

Türkiye önümüzdeki sezon CL'de iki takım, AL'de de üç takımla temsil edilecek. Ligimizin şampiyon takımı CL'ye direk gruplardan dahil olacak.
Lig ikincimiz de kendisi gibi şampiyon olmadan bu lige katılmaya hak kazanan takımlardan birisiyle 3. eleme turunda mücadele edecek. Eskiden 3. turdan sonra lige girilirdi ama artık değil, bir de play-off adıyla ortaya 4. tur çıktı. Ligimizin ikincisi 3. turda Romanya, Portekiz, Hollanda, İskoçya, Ukrayna, Belçika, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti lig ikincileri ya da Rusya lig üçüncüsünden birisi ile eşleşecek. Sonraki turda da İngiltere, İspanya, İtalya dördüncüleri, Almanya, Fransa üçüncüleri potaya girecekler. Üçüncü elemeden gelen 5 takımla birlikte toplam takım sayısı 10'a çıkacak ve buradaki eşleşmeler sonucu 5 takım daha CL'ye katılma şansı yakalayacak. Yani işi zor bizim ikincinin.
Avrupa Ligi'ne katılacak takımlarımız da ikinci, üçüncü ve dördüncü (play-off) eleme turlarından dahil olacaklar kupa mücadelesine. Avrupa Ligi'ne katılacak ilk takım kupadan gelecek, BJK'nın CL'ye katıldığını düşünürsek bu takım finalist FB oluyor. CL'ye gidenler de belli olduktan sonra sıralamadaki 3. ve 4. takımlar Avrupa Ligi bileti alacaklar.
Takımların hangi turdan başlayacakları da hafiften enteresan. FB kupayı alsaydı mesela, 4. turdan tek eleme turu oynayarak lige dahil olacaktı ancak şimdi finalist kontenjanından katılacağı için ligdeki sıralamaya tabi tutulup kupaya gidecek, bu da 3. veya 4. olmadığı/olamayacağı için Avrupa Ligi'ne gidecek takımlar arasında en kötü lig derecesine sahip olması demek. Yani 2. turdan başlayacak. 3-5 atacak bir takım bulurlar yine, sonra ver elini "güzel günler göreceksin güneşli günler"

Türkiye önümüzdeki sezon CL'de iki takım, AL'de de üç takımla temsil edilecek. Ligimizin şampiyon takımı CL'ye direk gruplardan dahil olacak.
Lig ikincimiz de kendisi gibi şampiyon olmadan bu lige katılmaya hak kazanan takımlardan birisiyle 3. eleme turunda mücadele edecek. Eskiden 3. turdan sonra lige girilirdi ama artık değil, bir de play-off adıyla ortaya 4. tur çıktı. Ligimizin ikincisi 3. turda Romanya, Portekiz, Hollanda, İskoçya, Ukrayna, Belçika, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti lig ikincileri ya da Rusya lig üçüncüsünden birisi ile eşleşecek. Sonraki turda da İngiltere, İspanya, İtalya dördüncüleri, Almanya, Fransa üçüncüleri potaya girecekler. Üçüncü elemeden gelen 5 takımla birlikte toplam takım sayısı 10'a çıkacak ve buradaki eşleşmeler sonucu 5 takım daha CL'ye katılma şansı yakalayacak. Yani işi zor bizim ikincinin.
Avrupa Ligi'ne katılacak takımlarımız da ikinci, üçüncü ve dördüncü (play-off) eleme turlarından dahil olacaklar kupa mücadelesine. Avrupa Ligi'ne katılacak ilk takım kupadan gelecek, BJK'nın CL'ye katıldığını düşünürsek bu takım finalist FB oluyor. CL'ye gidenler de belli olduktan sonra sıralamadaki 3. ve 4. takımlar Avrupa Ligi bileti alacaklar.
Takımların hangi turdan başlayacakları da hafiften enteresan. FB kupayı alsaydı mesela, 4. turdan tek eleme turu oynayarak lige dahil olacaktı ancak şimdi finalist kontenjanından katılacağı için ligdeki sıralamaya tabi tutulup kupaya gidecek, bu da 3. veya 4. olmadığı/olamayacağı için Avrupa Ligi'ne gidecek takımlar arasında en kötü lig derecesine sahip olması demek. Yani 2. turdan başlayacak. 3-5 atacak bir takım bulurlar yine, sonra ver elini "güzel günler göreceksin güneşli günler"
labels:
organisation
Salı, Mayıs 19
Jueogo Bonito - 19
Pazartesi, Mayıs 18
Pardon!
19 Mayıs'ın anlam ve önemini yansıtacak, dostluk mesajlarını ön plana çıkaracak maç iptal edildi.
İnönü'deki Fenerbahçe-Galatasaray maçı evet. Gerekçe "UEFA'ya sözümüz var, kusura bakmayın" şeklinde. UEFA'nın üyük etkinliklerinden birisinin -final gibi- gerçekleştirildiği şehirde aynı hafta bir başka -futbol eksenli- büyük etkinlik gerçekleştirilemezmiş. Bizimkiler bunu yeni mi öğrenmiş? Mümkün.. "Del Bosque'yi alıyoruz, bir de sözleşmesindeki maddelere mi dikkat edeceğiz" felsefesi burada da tezahür etti galiba. Ne sözler vermişiz be, tutacağız mecbur!
İnönü'deki Fenerbahçe-Galatasaray maçı evet. Gerekçe "UEFA'ya sözümüz var, kusura bakmayın" şeklinde. UEFA'nın üyük etkinliklerinden birisinin -final gibi- gerçekleştirildiği şehirde aynı hafta bir başka -futbol eksenli- büyük etkinlik gerçekleştirilemezmiş. Bizimkiler bunu yeni mi öğrenmiş? Mümkün.. "Del Bosque'yi alıyoruz, bir de sözleşmesindeki maddelere mi dikkat edeceğiz" felsefesi burada da tezahür etti galiba. Ne sözler vermişiz be, tutacağız mecbur!
labels:
organisation,
un match
Perşembe, Mayıs 14
1 set = 6 sayı
Juande Ramos ve oyuncuları Arjen Robben, Raul, Fernando Gago, Iker Casillas ile Wesley Sneijder Madrid Açık Tenis Turnuvası'nda görünmüşler.
Tenis maçı skoruyla biten Barcelona maçının etkisi yoktur umarım bu hikayede. (6-2, game Barça!)
Detay link..
Tenis maçı skoruyla biten Barcelona maçının etkisi yoktur umarım bu hikayede. (6-2, game Barça!)Detay link..
labels:
bonito,
personnelle
Arsenal, 09-10 away kit
Bir yerlerden sızmış, Arsenal'in gelecek sezon kullanacağı deplasman forması. Mayıs ayı, gelecek sezonla ilgili çalışmalar büyük ölçüde tamamlanmış yani, herşey yolunda.
Bizde ise federasyon daha formanın neresinde ne olsun tartışmasına girecek. Sonra kulüplerin mevcut anlaşmalarını yok sayıp bir şeyleri ligin sponsor firması lehine düzenlemeye çalışacak. Sonra işte kavgalar, gürültüler. Temmuza sarkarsa gör sen curcunayı. Gerçi o dönemde daha sezonu rezil geçiren iki büyük takımın transfer çalışmaları devam ediyor olacak, forma olayına niye şaşırdıysam artık!
Evet, Arsenal'in yenideplasman forması, beğenmedim!
Bizde ise federasyon daha formanın neresinde ne olsun tartışmasına girecek. Sonra kulüplerin mevcut anlaşmalarını yok sayıp bir şeyleri ligin sponsor firması lehine düzenlemeye çalışacak. Sonra işte kavgalar, gürültüler. Temmuza sarkarsa gör sen curcunayı. Gerçi o dönemde daha sezonu rezil geçiren iki büyük takımın transfer çalışmaları devam ediyor olacak, forma olayına niye şaşırdıysam artık!Evet, Arsenal'in yenideplasman forması, beğenmedim!
labels:
forme,
organisation
Çarşamba, Mayıs 13
Road to Championship
Liglerde sona yaklaşıyoruz, bizim ligdeki düşme hattı dillere destan, her ne kadar 2 takım garantilese de 3. takım olma yolundaki 5-6 takımın 1 puan farkla sıralanması yarışa hararet katıyor.
İngiltere'deki durum ise biraz daha farklı, biraz daha heyecanlı bizden.
Bitime 2 hafta var ve henüz düşmesi kesinleşmiş takım yok. Boro ve WesBrom şu aşamada en kötü durumdalar, son 2 haftada alacakları iki galibiyet onları da kurtarır ama şu zamana kadar kurtulmamışsa, bundan sonrası da zor tabi. Bu hafta kazanan WesBrom menajerinin "önümüzdeki hafta kolay bir L'pool maçımız var" mealindeki açıklamaları güzeldi, gülerek söyledi adam, bizde düşen takımın hocasını gülerek örseler vururlar, vururuz ya da, biz de bizden biriyiz nitekim.
- Son dönem performansına bakacak olursak Hull City yolcu gibi, lige flaş başlamanın meyveleri bu mevsime kadar tükendi doğal olarak, Bolton ve ManU maçları var.
- Boro'nun kurtulması için de kazanması gereken 2 maç Villa ve West Ham'a karşı. Villa UEFA için asılmaya devam edecek, West Ham ununu elemiş.
- Newcastle'ın Porstmouth'la oynayacağı maç da listyi biraz daha şekillendirecek. En azından takım sayısı azalacak listede.
Buradan konuşmak her zaman kolay olmuştur, blogger felsefesinin temelinde bu var zaten, ne hesap soracak bir patron var, ne de seni arayıp sallayacak bir kulüp başkanı ya da oyuncu. Yaz gitsin o zaman, nereye kadar sürerse.

Potadaki takımların kalan maçları aşağıda;
West Brom:
Sunday: Liverpool (h).
May 24: Blackburn (a).
Middlesbrough:
Saturday: Aston Villa (h).
May 24: West Ham (a).
Hull:
Saturday: Bolton (a).
May 24: Manchester United (h).
Newcastle:
Saturday: Fulham (h).
May 24: Aston Villa (a).
Sunderland:
Monday: Portsmouth (a).
May 24: Chelsea (h).
Portsmouth:
Monday: Sunderland (h).
May 24: Wigan (a).
Blackburn:
Sunday: Chelsea (a).
May 24: West Brom (h).
Bolton:
Saturday: Hull (h).
May 24: Manchester City (a).
İngiltere'deki durum ise biraz daha farklı, biraz daha heyecanlı bizden.
Bitime 2 hafta var ve henüz düşmesi kesinleşmiş takım yok. Boro ve WesBrom şu aşamada en kötü durumdalar, son 2 haftada alacakları iki galibiyet onları da kurtarır ama şu zamana kadar kurtulmamışsa, bundan sonrası da zor tabi. Bu hafta kazanan WesBrom menajerinin "önümüzdeki hafta kolay bir L'pool maçımız var" mealindeki açıklamaları güzeldi, gülerek söyledi adam, bizde düşen takımın hocasını gülerek örseler vururlar, vururuz ya da, biz de bizden biriyiz nitekim.- Son dönem performansına bakacak olursak Hull City yolcu gibi, lige flaş başlamanın meyveleri bu mevsime kadar tükendi doğal olarak, Bolton ve ManU maçları var.
- Boro'nun kurtulması için de kazanması gereken 2 maç Villa ve West Ham'a karşı. Villa UEFA için asılmaya devam edecek, West Ham ununu elemiş.
- Newcastle'ın Porstmouth'la oynayacağı maç da listyi biraz daha şekillendirecek. En azından takım sayısı azalacak listede.
Buradan konuşmak her zaman kolay olmuştur, blogger felsefesinin temelinde bu var zaten, ne hesap soracak bir patron var, ne de seni arayıp sallayacak bir kulüp başkanı ya da oyuncu. Yaz gitsin o zaman, nereye kadar sürerse.

Potadaki takımların kalan maçları aşağıda;
West Brom:
Sunday: Liverpool (h).
May 24: Blackburn (a).
Middlesbrough:
Saturday: Aston Villa (h).
May 24: West Ham (a).
Hull:
Saturday: Bolton (a).
May 24: Manchester United (h).
Newcastle:
Saturday: Fulham (h).
May 24: Aston Villa (a).
Sunderland:
Monday: Portsmouth (a).
May 24: Chelsea (h).
Portsmouth:
Monday: Sunderland (h).
May 24: Wigan (a).
Blackburn:
Sunday: Chelsea (a).
May 24: West Brom (h).
Bolton:
Saturday: Hull (h).
May 24: Manchester City (a).
labels:
organisation,
équipe
Salı, Mayıs 12
Tuncay susarken...
Maçı kazanan -en azından şeklen- kendisini düşme potasının üstüne atacaktı, evinde oynayan Newcastle kazandı. 3. dakikada gelen Boro golünün çok şey yapan adamı Tuncay, koskoca St. James's Park'ı sustaracağını düşündü malesef. Yemedi amiyane tabirle. (Atanı demek isterdim ama Beye'ye kendi kalesine atılan gol olarak yazılmış)
3-1 yenildi "Tuncaylı Boro". Resmi site "final countdown" demiş, nasıl istersen öyle anla tadında bir tanımlama. Yolun sonu görünüyor gibi işte.
Maçın gollerini buradan izleyebilirsiniz. Tuncay'ın yaptığı hareketi algılamada sorun yaşadım, kısmetse akşam eve gidince bir yerde rast gelirim.
3-1 yenildi "Tuncaylı Boro". Resmi site "final countdown" demiş, nasıl istersen öyle anla tadında bir tanımlama. Yolun sonu görünüyor gibi işte. Maçın gollerini buradan izleyebilirsiniz. Tuncay'ın yaptığı hareketi algılamada sorun yaşadım, kısmetse akşam eve gidince bir yerde rast gelirim.
labels:
personnelle,
un match
Pazartesi, Mayıs 11
One way ticket
C-Ron, sonunda niyeti bozduğunu dönüşü olmayacak şekilde duyurdu. Fergie'nin zeka dolu hamleleri ile şu ana kadar çok iyi başa çıktığı görülen delikanlı, sonunda "aptalca" bir hamle yaparak Fergie'nin siklet dışı kalmasını sağladı.
Cristiano Ronaldo Moody Moment Against City - Click here for more amazing videos
Ronaldo sezon sonu gider, yolu açık olsun. Küstah bir takıma gitsin, kendini bulsun, attığı gollerden sonra sağa sola tripler atsın, golümü dvd'den izlemek istiyorum çok güzeldi falan desin, pohpohlansın. Aman..
Tabi bu senaryoyu yazarken Beckham'dan ilham aldığımızı da eklememiz gerekecek. Ronaldo'nun neresine ne olacak onu da göreceğiz bu hafta. Benim tahminim kaşı gözü yanacak, solaryumdan oldu diyecek, özrü kabahatinden beter!
Cristiano Ronaldo Moody Moment Against City - Click here for more amazing videos
Ronaldo sezon sonu gider, yolu açık olsun. Küstah bir takıma gitsin, kendini bulsun, attığı gollerden sonra sağa sola tripler atsın, golümü dvd'den izlemek istiyorum çok güzeldi falan desin, pohpohlansın. Aman..
Tabi bu senaryoyu yazarken Beckham'dan ilham aldığımızı da eklememiz gerekecek. Ronaldo'nun neresine ne olacak onu da göreceğiz bu hafta. Benim tahminim kaşı gözü yanacak, solaryumdan oldu diyecek, özrü kabahatinden beter!
labels:
personnelle,
équipe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

